TARİHİN AYNASI : ARŞİV ? ARŞİVCİLİK ( I )

Kutluay Yüce

20-12-2014 09:30


- Osmanlıcanın arşivlerimizdeki önemi -

Hepimizin bildiği gibi aynanın özelliği arkasındaki ‘sır’ dır. Tarihin aynası ise arşivde gizlidir. Bazen “gerçeği görmek istiyorsan aynaya bak” deriz. Çünkü o bize her şeyi olduğu gibi yansıtır. Ancak o yansıtmada herhangi bir yorum ve kayıt kabiliyeti yoktur. Yaşamda herkes kendi tarihini yaşayarak bilir; tutulan günlükler ya da çekilen fotoğraflarla kayıt altına alır. Belleklerimizde yer alan bu anılarımızı önce yıllar içerisinde alır okuruz ya da bakar hüzünleniriz. Sandık ya da dolaplarımızda saklayarak çocuklarımıza, onlardan torunlarımıza miras bırakırız. Bazen de edindiğimiz tecrübeleri, atasözü haline getiririz. Bilgi ve görgü aktarımında uyguladığımız/izlediğimiz strateji, her zaman öncelikle nasihat bazen de kulağa küpe olmaktadır.

Antikçağdan bu yana insanoğlu daima birliktelik içerisinde önce şehirler, şehirleri çevreleyen siteler, daha sonra siteleri çevreleyen devletleri kurmuşlardır. Onların bu mecralarındaki varlık mücadelelerine ilişkin sistemleri, kendi aralarında koydukları kanunları kurdukları edebiyatları ve yaşam tarzlarını onların kil, tablet, taş, kağıt gibi nesnelere bıraktıkları izlerden anlamaktayız. Günümüze gelen bu bırakıtlar aslında birer ‘arşivdir’. Arşivin önemi ise tarihe o günün koşullarında bakmamızı, anlayıp değerlendirmemizi bilgilerine yeni bilgileri katmamıza vesiledir... Ülkemizde ise bu anlayışa en ciddi yaklaşan zihniyeti Osmanlı kayıtlarında (arşivlerinde) görmekteyiz.

Günümüze intikal eden Osmanlı arşivleri yakın zamana kadar tam ve eksiksiz aydınlatıcı bilgiler ile doludur. “İnsan”, “bitki”, “hayvan”, “doğa”, “tohum” ve mevsimlere ilişkin bilgilerin yanı sıra, alınmış her türlü tedbir ve mal miktarı envanterlere geçirilmiştir. Örnek; köylünün tasarrufundaki ihtiyat kaynakları dahi devlet kayıtlarına geçmiştir. Hatta kendisine bağladığı bölgeleri kapsayan bilgileri de yorumsuz kayıt altına almışlardır. Ve bu kayıtlar günümüze çok sağlam başvuru kaynakları olarak intikal etmiştir.

Ciddi merakı olan araştırmacılar, Devlet Arşivlerini incelediklerinde yüzlerce yıl evvelinden kalan kağıtların, mürekkeplerin, her türlü resim ve çizimlerin daha dün yapılmış gibi tüm canlılığı ile görenleri kendisine hayran bıraktıran bir teknoloji ile seslendiğine tanık olur.

            Neler yok ki! “Hazine-i Maliye”

            Hazine-i Maliye’de, devlet gelirleri her kuruşu büyük bir titizlikle kayda geçirilmiş olup, yapılan tüm harcamalar ve kullanılan malzemelerin miktar olarak ücretleri kayıtlara işlenmiştir.

            “Hazine-i Evrak” ise; o dönem insanlarının titizliği ve ehliyeti, tutulmuş olan evraklarda derhal kendini göstermektedir. Maliye-i Hazine’ye mesnet olacak en küçük bir kağıt parçası dahi “gelecek” adına önemsenmiş ve Osmanlı Arşiv’inde yerini her zaman almıştır.

            Yukarı da en genel hatları ile belirttiğim hususlar, bize Osmanlı Dönemi’nin hemen her safhasını en ince ayrıntısına kadar anlatan ve anlamamıza sebep olan yegane unsur; özenle yazılıp sonraki nesillere / asırlara intikal eden arşiv bilgi ve belgeleridir.

Gelelim Cumhuriyet Dönemi arşivlerimize!

Henüz yüzyılını bile doldurmayan Cumhuriyet Tarihimizde arşiv ve arşivcilik yakın döneme kadar gerekli disiplin, önem ve ihtimamı maalesef görmemiştir. Belki de bunun sebepleri arasında; bu yakın tarihe tanıklık etmiş ve etmekte olanların henüz bir kısmının ebediyete intikal etmemiş olmaları da vardır.

            Bir araştırmacı olarak yakın tarihe ilgi duyulan bir konu elektronik ortamda araştırılmak istendiğinde; anahtar kelime olarak “milli arşiv” yazıldığında karşımıza Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ilişkin olan arşiv gelmektedir. Araştırmaya devam edildiğinde ise Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivlerine ulaşılmaktadır. Yaklaşık 30 yıllık bir maziye sahip olan Devlet Arşivimiz sayı olarak 2000’i aşan kurum ve kuruluşu bünyesinde barındırmaktadır.

            Güzel bir yapılanma olduğu gözlenen Devlet arşivliği ve arşivciliğini besleyen kurum ve kuruluşların belirli periyotlarla yapmakta oldukları bilgi ve belge aktarımı ne oranda sağlıklı yürümektedir? Söz konusu bilgi ve belge aktarımını gerçekleştiren kişiler/görevliler, nasıl bir filtreden geçirerek, geleceğe dair önemli sayılabilecek niteliğe karar verebilecek bilimsel yetiye haiz midirler? Kurumlar arası yapılan yazışmalar arşivcilikte önemli bir yer tutmaktadır. Oysa ki; bu resmi yazışmalar, gelecek Türkiye Tarihi’ni oluşturacak kapsam ve niteliği karşılayacak her türlü bilgi birikimini kapsayacak donanımda mıdır?

* Üç yüz – beş yüz – bin yıl sonrası için; geniş kapsamlı ve hiç bir an’ının kaybolmayacağı eksiksiz ve hassasiyetle tek elden kaleme alınacağı Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’nin yazılımının önem arz ettiği görüşündeyim.

* En az bunun kadar önemli bir diğer husus da; arşivde yerini alacak olan tarih yazılımlarının; zamana, iklim koşullarına ve doğa olaylarına uyumlu özel kağıt ve mürekkepler yardımı ile hazırlanmasıdır. Öyle ki; bu noktada eczacı, kimyager ve biyolog gibi bilim insanlarına görev düşmektedir.

* Her ne kadar gelişen ve gelişmekte olan teknoloji tarih yazılımı ve korunmasında dijital ve elektronik olarak yerini alsa da; matbu basımlarının da şifreleri ile birlikte geleceğe bırakılmasının gerekli olduğu düşüncesindeyim

Büyük kolaylık sağlayan elektronik ve bilgisayar teknolojilerinin 300-500-1000 yıl sonrası için test edilmiş bir garantisi henüz “teknoloji literatüründe” mevcut değildir.

  • Tarih yazılımı ve yazılımda kullanılan materyaller kadar önemli bir husus da “muhafaza edilmesindeki şartlar” dır. Yüzlerce yıl sonra günümüze bakacak gözler, anlayacak zihinler yoruma mahal vermeyen, apaçık selis bir şekilde hazırlanmış; yıpranmamış, tertemiz belge ve bulgulara erişebilmelidir. Bunlar, müracaat edilebilecek tek başvuru kaynağı olmalıdır.
  •    20 yılını bil fiil bilime adamış olan bir akademisyen olarak; tüm arşivlerimizde sıkça rastladığımız “tez” ve “basılı kitaplar” dışında da bilim alanlarımızda yapılan önemli bulguların ve bilgilerin “tarih yazılımı” vasıtası ile beklenen / hedeflenen yüzyıllara hediyesi olmalıdır, inancındayım.

Bu önem atfettiğim çalışmanın hayata ivedilikle geçirilmesini tüm sorumlulardan temenni ederim.

Doç. Dr. Kutluay YÜCE
Ankara Üniversitesi
Fen Fakültesi
Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
Öğretim Üyesi

Diğer Yazıları