TARİHİN AYNASI : ARŞİV ? ARŞİVCİLİK (II) - Tarihin ?Taş?a İhtiyacı -

Kutluay Yüce

13-08-2015 10:13


Yaşamda “zaman” ile yarış halindeyiz. Aldığımız yol ancak ömrümüz kadardır. Bu ömrün içinde tamamladığımız ve hiç bir an’ı diğerine benzemeyen nice hayatlar yaşarız. Bunları uç uca eklediğimizde ömrümüz kadar tarihe yol vermişiz demektir.

Tarih taşlı bir yol !   

Her taşın altında bir şeyler arayan bizler, gün ışığına çıkmayı bekleyen nice medeniyetleri yine bir taşın gizeminde buluruz. Öyle ki; bazen ayağımıza takılan küçük bir taş parçası dahi, koca bir höyüğün kapısını aralayabiliyor.

Bilmem, hiç elinizi kuytu bir köşede asırlar boyu, yalnız ve rutubet içinde kalmış yarı yosunlu, serinliği en derin mesamatına kadar çekmiş olan bir taşa koyup; yanan alnınıza götürdünüz mü? Taşın serinliği sinmiş avuçlarınızı alnınıza temas ettirince, bir an hayat bulmuş gibi gözleriniz açılır.

Sanki bu serin taş da ilahi bir kudretin sırrı, şifası vardır...

Koca kubbeleri omuzlarında, asırlar boyu taşıyan mermer sütunlar; şikâyetsiz ve vakur duruşları ile kaynayan, coşan ruhumuza sükun ve huzur telkin eder, adeta bir sabır sembolüne benzerler.

Çirkinliğinin kendisine hissettirdiği küçüklük hissi ve ızdırabı içerisinde kıvranan Notre Dame’ın kambur Zangoç’u engin ve saf ruhunun yaralarında yükselen ateşini, bir taş parçasından başka bir şey olmayan mabedin sütunlarına sarılarak, acısını gidermeye çalışması kadar derin bir manâ taşıyan tablo olabilir mi?

Sevdiğini zannederek seven, sonunda sevilmediğini anlayan hatta aldatıldığını gören bir insan olarak içindeki tepki, gözyaşlarına inkılâp edince, ağlaya ağlaya o koca ve soğuk mermer sütuna iltica edercesine yapışıp, bütün kalbi ile sesi boğazında düğümlenerek akan gözyaşlarının tuzlu lezzetini damağında hissederek.. “Tanrım, ne olurdu beni de bu taş parçası gibi hissiz yaratsa idin” der. Yalvarışındaki mahfiyet ne kadar içtendir.

Fırtınalı havalarda denizin köpüklü dalgaları karşısında ruhumuz nasıl vahşileşir, yırtıcı bir insan hüviyetine girerse, kırık bir sütunu seyrettiğimiz vakitte bizi, tarihten bir parça kaybolmuşcasına kendi içimize çevirir, derin derin düşündürür.

Taş, adeta insan yapısının hayatı, benliğinin bir parçasıdır ki o; duygularından ayrılmış bir varlığı gibidir..

O taş’ki insanlar onu her hâliyle sever. Koparıp atmalarına, kesip yontmalarına, ezip kırmalarına vefakâr bir sevgili gibi şikâyet etmeden tahammül eder. Kötü ve hissiz bir insanı “taş yürekli” diyerek, kendisine benzetilmesine ses çıkarmaz. Sabır ve tahammülün vak’arı içerisinde “zaman” denen mevhumun iri dişleri ile ağır ağır toprak olur... Michelangelogüzellikler zaten taşın içinde var, ben sadece fazlalıkları atıyorum” sözleri ile taşın içindeki cevhere ne kadar da güzel dikkat çekiyor.

Sükutu hayale uğrayan her insan yaralı bağrına bir taş basar.

Bugün farkında olmadan günlük hayatımızdan çıkarmaya çalıştığımız taşlar, aslında tarihin nice kanunlarını, hukuklarını, yaşam tarzlarını, insan ve diğer canlı figürlerini, av tarzlarını velhasıl üzerlerine nakşedilmiş medeniyetleri kayıt altına almadılar mı? Taşın zamana yenilmeyecek güç ve sadakati daha o günlerden keşfedilmedi mi? Kıymeti bilinmedi mi?

Her cephesi ile hayatımıza giren, yakınlık ve vefasını gösteren; insanların ömrü, his safhaları ile beraber yaşayan bir taş parçası küçümsenebilir mi?

Tarihin kaleleri ile dostu düşmanından koruyan taşlar, bazen bir göktaşı olarak bizden biri oldu. Öyle ki; uzay çağına tanıklık ettiğimiz şu günlerde, teleskoplarını uzayın derinliklerine çeviren Astronomlar, bazı yıldızların var olan karasal gezegenlerinde yaşamın izlerini aramaya devam ediyorlar..

Dönüşü olmayan yolculuğa çıkanların bile uğradıkları ilk merhale bir musalla taşıdır.

Mezarı başına da bir taş parçası dikilir

   ve;

uğrunda ölünenden, daha vefakardır aslında.. Yok olana kadar bağlandığı insanın başucunda ihtiramla bekleyen “TAŞ”, üzerine kazınan kimliği, niceliği çağlar boyu gelecek nesillerce okunmak üzere taşır.

Doç. Dr. Kutluay YÜCE
Ankara Üniversitesi
Fen Fakültesi
Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
Öğretim Üyesi

 

 

Diğer Yazıları

  Çok Okunanlar

  Anket