banner10

banner34

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, DİN, LAİKLİK, DİYANET

Hakkı Balcı köşe yazısı 

06 Kasım 2020 22:11
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, DİN, LAİKLİK, DİYANET

Geçtiğimiz gün Fransa'da "seküler bir azınlığın İslam karşıtlığının ülkeyi kısır döngüye soktuğuna" ilişkin eleştirel makalenin, ülkede oluşturduğu rahatsızlık nedeniyle yayından kaldırılması bana altı yıl öncesini hatırlattı.

Yaklaşık 35 yıldır yaşadığım ilçeme, ülkeme ve insanına faydalı bir birey olabilme amaçlı yazdığım makalenin yayından kaldırıldığı olmuş mudur evet olmuştur.

Makalem, Kaim-i makam mahreçli bir baskı ile iki gazete de birden kaldırılmıştı. Ancak, aynı makaleyi başka bir gazete de yayınlama fırsatı bulmuştum.

Elhamdülillah hiç bir makalemden tekzip yemedim.

1995 yılında; Öğrencilerine PKK’nın yayın organı niteliğindeki ‘Özgür Gündem Gazetesinden’ her hangi bir köşe yazarının makalesinden özet getireni matematik dersinden geçireceğim.’ diyen bir öğretmeni yazmış ‘Yerel Gerçekler’ isimli canlı televizyon programımda konu etmemden dolayı bir kez mahkemelik oldum ve ondan da beraat ettim.

Kısmen katılmakla birlikte gazetecilik mesleği ile ilgisi olmayan suçlardan tutuklananları ön plana çıkararak Türkiye’de basın özgürlüğü yok diyenlere asla katılmıyorum.

Bu alandaki despotizm, Avrupa ülkelerinde Türkiye’den çok daha yüksek seviyededir. Hele ülke güvenliği söz konusu ise...

Gelelim meselenin özüne...

Fransa’da yayından kaldırılan son makalenin kaldırılma sebebi Avrupa’nın, özellikle Fransa’nın laiklik anlayışı ile alakalıdır. Türkiye tarafından dikkatle izlenmelidir.

Dini damgalayan özellikle müslümanları varoşlara hapsederek eğitimsiz insan sayısını artıran Fransa’nın başı bu konuda çok ağrıyacak. Zira Deaş’a katılımların en çok olduğu alanlar devlet marifeti ile oluşturulan gettolardır.

Ülkemizde ki din ve laiklik anlayışı da bu manada gözden geçirilmeli ve kutsalla devlet, kutsalla parti, kutsalla kurumlar ve bireyler düşman kutuplar haline getirilmemelidir.

Diyanet teşkilatına, insanların cennet satıcısı tarikatların kucağına gidişinin önüne geçecek bir nitelik kazandırılmalıdır.

Düşünün; İmam-hatip ilk mezunlarını 1951-1952 de verdi ve aradan yaklaşık 70 yıl geçti.

Yüksek İslam enstitüsü,  ilahiyat fakültesi sayısız mezun verdi.

O elli yılda aradan tam 28 hükümet geldi geçti.

Buna rağmen; FETÖ denen alçak örgüt 50 yıldan bu yana toplum nezdinde vücut buldu ve  her dönemde devletten her türlü desteği aldı, güçlendi ve kendi dinini siyasi otorite haline getirdi.

Herkes herkesi mesnetsiz şeylerle şikayet etti. Kör tuttuğunu öptü ama içinde hiç siyasetçi olmadı.

Diyanet ülkenin en büyük kurumu olması, tek fetva makamı, hutbeleri, vaazleri , sohbetleri, yayınları ve  fetvalarına rağmen;

Milletin dinini öğrenmek için hala tarikatlara ihtiyaç duyuyor olması diyanet kurumu ne işe yarıyor sorusunu sordurtuyor? Olayın en vahim yanı da işte budur.

Fetö’den boşalan yerleri muhtemel yavru fetö’lerin dolduruyor olması ve hala A kurumu şu cemaatin, B kurumu bu cemaatin elindeyi konuşuyor olmamımız ise cabası...

Hülasası;

Hiçbir grubun mahfilin, derneğin, herhangi bir dinden cemaatin, tarikatin egemen olmadığı Hakkın egemen olduğu bir devlet inşa etmemiz dileğiyle...

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.