Bir mayın tarlasında yürüyormuş gibi kimseyi incitmeden, kötü söz söylemeden, kırmadan, dökmeden, yıkmadan,

 

Tabiri caiz ise ecel terleri dökerek yol almaya çalışıyorsunuz ama,

 

Huzur için attığınız her adımda basmaya boşluk bırakmıyorlar.

 

Kıl payı hayatlar yaşıyoruz.

 

İncitmemek için kelimeleri özenle seçiyorsunuz.

 

Bir tebessümün hakkı vardır deyip geri çevirmiyorsunuz, gönülden mukabele ediyorsunuz ama,

 

Zarifliğinizi zayıflıktan sayıp yaranızı gören kimse tuz basmaktan geri kalmıyor.

 

Halbuki idrak etmemiz gereken en kesin hakikat, bir gün asla geri dönüşü olmayan yolculuğa hepimizin çıkacak olmasıdır.

 

Bundan daha mühim ve kaçışı olmayan başka bir seferimiz var mı?

 

İnsanın namusu dışında paylaşmayacağı hiç bir şey yok iken;

 

Bedavadan elde ettiğimiz, selam gibi tebessüm gibi, gönül gibi, sevgi gibi verebileceğimiz bir sürü güzelliği neden kibrimize mahkum edip kabrimize götürüyoruz?

 

Bir kere yaşayacağımız şu hayatı önce kendimize sonra birbirimize zindan etme beyhude meşgaleler peşinde tüketmeye hakkımız var mı?

 

Oturup düşünüyorsunuz;

Karışıklık yolda mı insanda mı?

Yol apaçık, insan karmakarışık...

 

******

“Sizi bilmem, bu şehirde;

‘Huzur’ müessesesinin önündeki en büyük engel ‘itibar avcılarıdır...’

- Efendim Ahmet şöyle,

- Efendim Mehmet böyle,

Efendilerin aklı firar da,

- Yaaaaa!

- Mmmm!

- Demek öyle!

- Tamam,

Muhakeme sıfır...”

Peki ceremesini kim çeker?

Şehir...”

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.