GIDA GÜVENLİĞİ: CİDDİYETLE ELE ALINMASI GEREKEN BİR MESELE

vvvSevgili dostum, arkadaşım…

Şu anda ismini bende saklı kalmasını istediğim aile doktoru bir sohbet sırasında bana, gıdaların güvenliği konusunda çok çarpıcı bir cümle söylemişti. “Yediğimiz, içtiğimiz çok tehlikeli. Affedersin ama insan pisliği bu yediklerimizden içtiklerimizden daha güvenli.” dediğinde önce şaşırmış, hatta kendi kendime “Bu kadar da olur mu?” diye hayıflanmıştım.

 

Ama son günlerde arka arkaya çıkan haberler…

Toplu zehirlenmeler…

Son kullanma tarihi geçen tonlarca ele geçirilen ürünler…

Gıda adı altında piyasaya sürülen bozuk ya da sağlıksız ürünler…

 

Hakikaten doktor beyi haklı çıkardı.

 

Gün geçmiyor ki bir gıda zehirlenmesi haberi daha duymayalım.

Bu konu açılmışken siz okuyucularımla bir anekdotumu da paylaşmak isterim.

 

Mevlüt Kılıçoğlu’nun belediye başkanlığı dönemiydi. Açıkta ekmek ve gıda ürünlerinin satılmasına, fırın ve marketlerin hijyenine son derece önem verirdi. Bir uygunsuzluk yakaladı mı hemen zabıtayı çağırır, cezasını keserdi.

“Bu seferlik affet başkanım.” diyenlere ise tek bir cevap verirdi:

“Ben insanların sağlığıyla oynayanları affetmem, kusura bakmayın.”

 

Şimdi ise yaşanan bu gıda güvenliği ile ilgili üzücü olayları gördükçe, başkanımı bir kez daha hatırlıyorum. O dönem gösterilen hassasiyet, bugün her zamankinden daha değerli.

 

Bu konuda bir çağrım olacak:

Gıda güvenliğiyle birinci derecede ilgili kurumların — belediye, ilçe tarım ve diğer denetim mekanizmalarının — denetimlerinde tavizsiz olmaları gerekiyor. Hiçbir şekilde esneklik gösterilmemeli ve denetimler sıklaştırılmalı. Çünkü bu iş gerçekten ciddi.

 

İnsan artık dışarıdan yiyip içmeye korkar oldu. Marketlerden aldığımız ürünlerden, gıdalardan bile çekinmeye başladık. Çünkü sağlık her şeyden önemli.

 

Son olarak ülke çapında tanınan yemek yazarı Ülya Eroğlu’nun bana hediye ettiği ve okuduğum kitabından söz etmek istiyorum. Kitabın adı: “Hazır Alma, Kendin Yap.”

Hakikaten dışarıdan aldığımız gıdaları sorgulamak zorundayız. Mümkün olduğu kadar eskiye dönerek, ne yediğimizi gözümüzle görerek, kendimizin ya da ailemizle birlikte üretip hazırlamanın önemi her geçen gün daha da artıyor.

 

Sağlığımız için, geleceğimiz için, çocuklarımız için…

Gıda güvenliğini hafife alamayız.Sevgili dostum, arkadaşım…

Şu anda ismini bende saklı kalmasını istediğim aile doktoru bir sohbet sırasında bana, gıdaların güvenliği konusunda çok çarpıcı bir cümle söylemişti. “Yediğimiz, içtiğimiz çok tehlikeli. Affedersin ama insan pisliği bu yediklerimizden içtiklerimizden daha güvenli.” dediğinde önce şaşırmış, hatta kendi kendime “Bu kadar da olur mu?” diye hayıflanmıştım.

 

Ama son günlerde arka arkaya çıkan haberler…

Toplu zehirlenmeler…

Son kullanma tarihi geçen tonlarca ele geçirilen ürünler…

Gıda adı altında piyasaya sürülen bozuk ya da sağlıksız ürünler…

 

Hakikaten doktor beyi haklı çıkardı.

 

Gün geçmiyor ki bir gıda zehirlenmesi haberi daha duymayalım.

Bu konu açılmışken siz okuyucularımla bir anekdotumu da paylaşmak isterim.

 

Mevlüt Kılıçoğlu’nun belediye başkanlığı dönemiydi. Açıkta ekmek ve gıda ürünlerinin satılmasına, fırın ve marketlerin hijyenine son derece önem verirdi. Bir uygunsuzluk yakaladı mı hemen zabıtayı çağırır, cezasını keserdi.

“Bu seferlik affet başkanım.” diyenlere ise tek bir cevap verirdi:

“Ben insanların sağlığıyla oynayanları affetmem, kusura bakmayın.”

 

Şimdi ise yaşanan bu gıda güvenliği ile ilgili üzücü olayları gördükçe, başkanımı bir kez daha hatırlıyorum. O dönem gösterilen hassasiyet, bugün her zamankinden daha değerli.

 

Bu konuda bir çağrım olacak:

Gıda güvenliğiyle birinci derecede ilgili kurumların — belediye, ilçe tarım ve diğer denetim mekanizmalarının — denetimlerinde tavizsiz olmaları gerekiyor. Hiçbir şekilde esneklik gösterilmemeli ve denetimler sıklaştırılmalı. Çünkü bu iş gerçekten ciddi.

 

İnsan artık dışarıdan yiyip içmeye korkar oldu. Marketlerden aldığımız ürünlerden, gıdalardan bile çekinmeye başladık. Çünkü sağlık her şeyden önemli.

 

Son olarak ülke çapında tanınan yemek yazarı Ülya Eroğlu’nun bana hediye ettiği ve okuduğum kitabından söz etmek istiyorum. Kitabın adı: “Hazır Alma, Kendin Yap.”

Hakikaten dışarıdan aldığımız gıdaları sorgulamak zorundayız. Mümkün olduğu kadar eskiye dönerek, ne yediğimizi gözümüzle görerek, kendimizin ya da ailemizle birlikte üretip hazırlamanın önemi her geçen gün daha da artıyor.

 

Sağlığımız için, geleceğimiz için, çocuklarımız için…

Gıda güvenliğini hafife alamayız.Sevgili dostum, arkadaşım…

Şu anda ismini bende saklı kalmasını istediğim aile doktoru bir sohbet sırasında bana, gıdaların güvenliği konusunda çok çarpıcı bir cümle söylemişti. “Yediğimiz, içtiğimiz çok tehlikeli. Affedersin ama insan pisliği bu yediklerimizden içtiklerimizden daha güvenli.” dediğinde önce şaşırmış, hatta kendi kendime “Bu kadar da olur mu?” diye hayıflanmıştım.

 

Ama son günlerde arka arkaya çıkan haberler…

Toplu zehirlenmeler…

Son kullanma tarihi geçen tonlarca ele geçirilen ürünler…

Gıda adı altında piyasaya sürülen bozuk ya da sağlıksız ürünler…

 

Hakikaten doktor beyi haklı çıkardı.

 

Gün geçmiyor ki bir gıda zehirlenmesi haberi daha duymayalım.

Bu konu açılmışken siz okuyucularımla bir anekdotumu da paylaşmak isterim.

 

Mevlüt Kılıçoğlu’nun belediye başkanlığı dönemiydi. Açıkta ekmek ve gıda ürünlerinin satılmasına, fırın ve marketlerin hijyenine son derece önem verirdi. Bir uygunsuzluk yakaladı mı hemen zabıtayı çağırır, cezasını keserdi.

“Bu seferlik affet başkanım.” diyenlere ise tek bir cevap verirdi:

“Ben insanların sağlığıyla oynayanları affetmem, kusura bakmayın.”

 

Şimdi ise yaşanan bu gıda güvenliği ile ilgili üzücü olayları gördükçe, başkanımı bir kez daha hatırlıyorum. O dönem gösterilen hassasiyet, bugün her zamankinden daha değerli.

 

Bu konuda bir çağrım olacak:

Gıda güvenliğiyle birinci derecede ilgili kurumların — belediye, ilçe tarım ve diğer denetim mekanizmalarının — denetimlerinde tavizsiz olmaları gerekiyor. Hiçbir şekilde esneklik gösterilmemeli ve denetimler sıklaştırılmalı. Çünkü bu iş gerçekten ciddi.

 

İnsan artık dışarıdan yiyip içmeye korkar oldu. Marketlerden aldığımız ürünlerden, gıdalardan bile çekinmeye başladık. Çünkü sağlık her şeyden önemli.

 

Son olarak ülke çapında tanınan yemek yazarı Ülya Eroğlu’nun bana hediye ettiği ve okuduğum kitabından söz etmek istiyorum. Kitabın adı: “Hazır Alma, Kendin Yap.”

Hakikaten dışarıdan aldığımız gıdaları sorgulamak zorundayız. Mümkün olduğu kadar eskiye dönerek, ne yediğimizi gözümüzle görerek, kendimizin ya da ailemizle birlikte üretip hazırlamanın önemi her geçen gün daha da artıyor.

 

Sağlığımız için, geleceğimiz için, çocuklarımız için…

Gıda güvenliğini hafife alamayız.