Hakkı BALCI
Köşe Yazarı
Hakkı BALCI
 

KOCAMAN ADAM; EN İYİSİ, NE SEN BANA YAN, NE DE BEN SANA…

Şehirden uzak… İstirahat vakti… Gecenin haleylisi… Toros’ların Allah vergisi serinliğinden, klimanın samimiyetsiz soğuğuna mahkûm bir an…  Burçlar ve burçların ne dediklerine pek tevessülüm yok ama birkaç gün önce balık yanımı depreştiren bir muhabbeti; deniz, yıldız ve nemi balkon küpeştelerine sıkı sıkıya sarılmış bir ortamda dimağımdan çıkarma yanlısı bir ruh halindeyim…  Sabahı buruktu ruhumun…  Biliyorum borç yarıyı geçti sana… Affet… Ya da artık kabullen bu zalim yanımı…   Biliyorum hak ettiğin istirahatı hiç yaşatmadım sana… Bu gecede yaşama… Dökül cümlelere…   Birkaç gün önce; kocaman bir adamın, körpeliğine muştu çakan bir anın 40 yıl sonra yanaklarına düşen sıcaklığına şahit olduğun ana dair dökül…  Dinledikçe sakal aralarıma ılız ılız akarak, son siyahları doğrayıp geçen en sevdiğim ıslaklığa dair dökül… Babasını hiç yaşamayan kocaman adam, körpe çocuk; bak neleri hatırlattın bana… Neyi yaşattın ruhuma… 1986 yılının 31 Temmuz’uydu… Rahmetli Hopaca’nın Yılmaz, tozlu köy yolunda telkin dolu cümlelerle kardeşim Yusuf ile balık yanımı ve külçe halindeki bedenimi ‘anama’ götürürken dünyanın sonunun geldiğini düşünen beynime ortak halini hatırlayarak dökül… Son virajı döndük, komşu ahalisi toplanmış ve bulgur kaynatmak için dört kazan kurmuşlar o gün… Gümrah, imece yaşanıyor evin önünde…  Bihaber herkes geliş sebebimizden… Balata sesinden hemen sonra anamın birden düşen cemalinin ‘Hakkı Baban’mı? Diyerek yıkılışını hatırlattın…  Ablamın feveranını, Sabriye’nin omuzlarımdan tutup mimiklerimden içimi okuyan, haberin doğru olmadığını duymak isteyen ruh halini hatırlattın… Ve bulgur kaynatmak için kazanları dolduran kaynar suların nasibinin, babamın tenine dokunup teneşirden toprağa düşüşünü hatırlattın… Kime yanayım, neye isyan edeyim bilemedim o an…  Altı kardeşin kurban bayramı günü sıla-i rahim anında yaşadığı drama mı yanayım? Beş kardeşi ananı ve babanı unutup sana mı yanayım? Yoksa seni dinlerken, bencilce aklıma düşen bulgur kazanlarının babamı yuğan sularına mı isyan edeyim? Körpeliği cemaline sarmış koca adam,sevgili dostum; hal böyle… En iyisi; Gel ne sen bana yan, nede ben sana… Oku şu sözlerimi yanacaksak ikimizde çağın benzi soluk, bahtsız çocuklarına yanalım… "Bitti bitiyor bizde ömür lakin; siyahın beyaz, beyazın siyah... Güzelin çirkin, çirkinin güzel... doğruların eğri eğrilerin doğru diye yutturulduğu çağın benzi soluk çocukları; bahtsızsınız hepiniz... Bir bebeğin çıplak ayağını öperken... Cennet kokusunu içime yutarken hissettiğim mutluluk kadar üzgünüm maalesef... Bahtsızsınız vesselam..." Hadi yanda göreyim kendi derdine… Hasılı;  "Derdi ki ANAM; Her bacadan bir duman tüter de, ne tarafa tüttüğünü kimseler bilmez oğlum...' Gözyaşları da öyle..! Sebepsiz Akmaz...  Her damlasının, mutlaka ödenmiş bir bedeli vardır ama kimseler bilmez... Bilenler görmez, gören anlamaz... Sahtesi olmaz, yalandan akmaz... Tek sahtesi film sahnelerinde olur... Onlarda sahici gibi...” GÜNÜN SÖZÜ YAZININ ÖZÜ Hep bi özlem içimizde;  Kimimiz eskiye hasret, kimimiz eksiğine...  Kimi sevgiye, kimi sevgiliye hasret...  Kimi beşiğine, kimi kefenine...  Kimi doğduğu yere, kimi doğurduğuna hasret... Tamı yok artık dünyanın, ya çeyrek, ya da yarım bütün nefesleri...  Biraz sevgi, biraz saygı ve huzur aslında özlenen...  Heybeler dolu lakin... Herkes almaya meyilli, vereni yok...' [hb]  
Ekleme Tarihi: 13 Kasım 2021 - Cumartesi

KOCAMAN ADAM; EN İYİSİ, NE SEN BANA YAN, NE DE BEN SANA…

Şehirden uzak… İstirahat vakti… Gecenin haleylisi… Toros’ların Allah vergisi serinliğinden, klimanın samimiyetsiz soğuğuna mahkûm bir an… 

Burçlar ve burçların ne dediklerine pek tevessülüm yok ama birkaç gün önce balık yanımı depreştiren bir muhabbeti; deniz, yıldız ve nemi balkon küpeştelerine sıkı sıkıya sarılmış bir ortamda dimağımdan çıkarma yanlısı bir ruh halindeyim… 

Sabahı buruktu ruhumun… 

Biliyorum borç yarıyı geçti sana… Affet… Ya da artık kabullen bu zalim yanımı…  

Biliyorum hak ettiğin istirahatı hiç yaşatmadım sana… Bu gecede yaşama… Dökül cümlelere…  

Birkaç gün önce; kocaman bir adamın, körpeliğine muştu çakan bir anın 40 yıl sonra yanaklarına düşen sıcaklığına şahit olduğun ana dair dökül… 

Dinledikçe sakal aralarıma ılız ılız akarak, son siyahları doğrayıp geçen en sevdiğim ıslaklığa dair dökül…

Babasını hiç yaşamayan kocaman adam, körpe çocuk; bak neleri hatırlattın bana… Neyi yaşattın ruhuma…

1986 yılının 31 Temmuz’uydu… Rahmetli Hopaca’nın Yılmaz, tozlu köy yolunda telkin dolu cümlelerle kardeşim Yusuf ile balık yanımı ve külçe halindeki bedenimi ‘anama’ götürürken dünyanın sonunun geldiğini düşünen beynime ortak halini hatırlayarak dökül… Son virajı döndük, komşu ahalisi toplanmış ve bulgur kaynatmak için dört kazan kurmuşlar o gün… Gümrah, imece yaşanıyor evin önünde… 

Bihaber herkes geliş sebebimizden… Balata sesinden hemen sonra anamın birden düşen cemalinin ‘Hakkı Baban’mı? Diyerek yıkılışını hatırlattın… 

Ablamın feveranını, Sabriye’nin omuzlarımdan tutup mimiklerimden içimi okuyan, haberin doğru olmadığını duymak isteyen ruh halini hatırlattın…

Ve bulgur kaynatmak için kazanları dolduran kaynar suların nasibinin, babamın tenine dokunup teneşirden toprağa düşüşünü hatırlattın…

Kime yanayım, neye isyan edeyim bilemedim o an… 

Altı kardeşin kurban bayramı günü sıla-i rahim anında yaşadığı drama mı yanayım? Beş kardeşi ananı ve babanı unutup sana mı yanayım? Yoksa seni dinlerken, bencilce aklıma düşen bulgur kazanlarının babamı yuğan sularına mı isyan edeyim?

Körpeliği cemaline sarmış koca adam,sevgili dostum; hal böyle… En iyisi; Gel ne sen bana yan, nede ben sana… Oku şu sözlerimi yanacaksak ikimizde çağın benzi soluk, bahtsız çocuklarına yanalım…

"Bitti bitiyor bizde ömür lakin; siyahın beyaz, beyazın siyah... Güzelin çirkin, çirkinin güzel... doğruların eğri eğrilerin doğru diye yutturulduğu çağın benzi soluk çocukları; bahtsızsınız hepiniz... Bir bebeğin çıplak ayağını öperken... Cennet kokusunu içime yutarken hissettiğim mutluluk kadar üzgünüm maalesef... Bahtsızsınız vesselam..."

Hadi yanda göreyim kendi derdine…

Hasılı; 

"Derdi ki ANAM; Her bacadan bir duman tüter de, ne tarafa tüttüğünü kimseler bilmez oğlum...' Gözyaşları da öyle..! Sebepsiz Akmaz... 

Her damlasının, mutlaka ödenmiş bir bedeli vardır ama kimseler bilmez... Bilenler görmez, gören anlamaz...

Sahtesi olmaz, yalandan akmaz... Tek sahtesi film sahnelerinde olur... Onlarda sahici gibi...”

GÜNÜN SÖZÜ YAZININ ÖZÜ

Hep bi özlem içimizde; 

Kimimiz eskiye hasret, kimimiz eksiğine... 

Kimi sevgiye, kimi sevgiliye hasret... 

Kimi beşiğine, kimi kefenine... 

Kimi doğduğu yere, kimi doğurduğuna hasret...

Tamı yok artık dünyanın, ya çeyrek, ya da yarım bütün nefesleri... 

Biraz sevgi, biraz saygı ve huzur aslında özlenen... 

Heybeler dolu lakin...

Herkes almaya meyilli, vereni yok...' [hb]

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve toroslargazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.