MESCİD-İ AKSA: KINAMAK YETMEZ, HAREKETE GEÇME ZAMANI

Türkiye 23.03.2026 - 09:36, Güncelleme: 23.03.2026 - 09:36
 

MESCİD-İ AKSA: KINAMAK YETMEZ, HAREKETE GEÇME ZAMANI

MESCİD-İ AKSA: KINAMAK YETMEZ, HAREKETE GEÇME ZAMANI

Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, her geçen gün daha tehlikeli bir boyuta ulaşırken, savaşın ve siyasi gerilimlerin gölgesinde kalan en önemli gerçeklerden biri hiç şüphesiz Mescid-i Aksa’dır. Müslümanların ilk kıblesi olan bu kutsal mekânın, Ramazan ayında İsrail tarafından ibadete kapatılması, sadece dini bir mesele olarak değerlendirilemez. Bu durum, aynı zamanda bir inanç, bir tarih ve bir onur meselesidir. Mescid-i Aksa, bizler için yalnızca bir ibadethane değildir. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’ü fethetmesiyle başlayan süreçte Osmanlı’nın himayesine giren bu mukaddes emanet, 1917 yılına kadar büyük bir hassasiyetle korunmuştur. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kudüs surlarının yeniden inşa edilmesi ve Kubbetü's-Sahra’nın ihyası, bu sorumluluğun en açık göstergesidir. Dört asır boyunca titizlikle korunan bu miras, bugün bizlere düşen tarihi sorumluluğu da açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü Mescid-i Aksa, sadece bir yapı değil; bir ecdat yadigârı, bir medeniyet sembolü ve Müslümanlar için bir iman meselesidir. Ancak bugün gelinen noktada, bu kutsal mekânın ibadete kapatılması karşısında İslam dünyasının ve özellikle Türkiye’nin ortaya koyduğu tepki, ne yazık ki beklentilerin oldukça gerisindedir. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak açıkça ifade etmek gerekir ki; sadece kınama mesajlarıyla yetinmek artık yeterli değildir. Evet, Türkiye’nin bölgesel dengeleri gözetmek zorunda olduğu bir gerçektir. Evet, uluslararası konjonktür her adımı zorlaştırmaktadır. Ancak tüm bunlar, böylesine önemli bir konuda etkili ve somut adımlar atılmamasını açıklayamaz. Dünyanın farklı bölgelerinde bazı ülkelerin, Gazze’de yaşanan zulme karşı daha net ve kararlı duruşlar sergilediğini gördük. Özellikle İspanya’nın İsrail’in hem Gazze’ye yönelik saldırılarına hem de bölgedeki askeri hamlelerine karşı açık ve sert tepkiler vermesi, uluslararası kamuoyunda önemli bir yankı uyandırmıştır. Benzer şekilde, Avusturalya’nın uluslararası hukuk vurgusuyla yaptığı açıklamalar ve Güney Afrika Cumhuriyetinden  gelen hukuki girişimler, bu zulme karşı sessiz kalınmak zorunda olunmadığını göstermektedir. Tüm bu örnekler ortadayken, Türkiye’nin sadece kınama ile yetinmesi, kamuoyunda haklı bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir. Oysa Türkiye, tarihi geçmişi, bölgesel gücü ve diplomatik ağı ile bu konuda öncü olabilecek kapasiteye sahip bir ülkedir. Mescid-i Aksa gibi hem dini hem de tarihi bağlarımızın olduğu bir meselede, daha güçlü bir irade ortaya koymak zorundadır. Bugün Ortadoğu adeta bir ateş çemberine dönüşmüş durumdadır. İsrail’in saldırgan politikaları ve bölgedeki gerilimi artıran adımlar, sadece Filistin’i değil, tüm bölgeyi ve dolaylı olarak Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir. Böylesine kritik bir süreçte, Müslimanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması bayram namazının kılınmasına bile müsade edilmemesi karşısında “kınamakla yetinmek”, ne tarihimize ne de inancımıza yakışmaktadır. Artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. Bir Müslüman olarak, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak beklentim nettir: Mescid-i Aksa için sadece açıklamalar değil, etkili ve sonuç alıcı yaptırımlar devreye alınmalıdır. Çünkü Mescid-i Aksa yalnız değildir. Ama yalnız bırakılırsa, bu sadece bir mekânın değil, bir inancın ve bir tarihin sessizliğe gömülmesi olacaktır.
MESCİD-İ AKSA: KINAMAK YETMEZ, HAREKETE GEÇME ZAMANI


Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, her geçen gün daha tehlikeli bir boyuta ulaşırken, savaşın ve siyasi gerilimlerin gölgesinde kalan en önemli gerçeklerden biri hiç şüphesiz Mescid-i Aksa’dır.
Müslümanların ilk kıblesi olan bu kutsal mekânın, Ramazan ayında İsrail tarafından ibadete kapatılması, sadece dini bir mesele olarak değerlendirilemez. Bu durum, aynı zamanda bir inanç, bir tarih ve bir onur meselesidir.
Mescid-i Aksa, bizler için yalnızca bir ibadethane değildir. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Kudüs’ü fethetmesiyle başlayan süreçte Osmanlı’nın himayesine giren bu mukaddes emanet, 1917 yılına kadar büyük bir hassasiyetle korunmuştur. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kudüs surlarının yeniden inşa edilmesi ve Kubbetü's-Sahra’nın ihyası, bu sorumluluğun en açık göstergesidir.
Dört asır boyunca titizlikle korunan bu miras, bugün bizlere düşen tarihi sorumluluğu da açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü Mescid-i Aksa, sadece bir yapı değil; bir ecdat yadigârı, bir medeniyet sembolü ve Müslümanlar için bir iman meselesidir.
Ancak bugün gelinen noktada, bu kutsal mekânın ibadete kapatılması karşısında İslam dünyasının ve özellikle Türkiye’nin ortaya koyduğu tepki, ne yazık ki beklentilerin oldukça gerisindedir.
Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak açıkça ifade etmek gerekir ki; sadece kınama mesajlarıyla yetinmek artık yeterli değildir.
Evet, Türkiye’nin bölgesel dengeleri gözetmek zorunda olduğu bir gerçektir. Evet, uluslararası konjonktür her adımı zorlaştırmaktadır. Ancak tüm bunlar, böylesine önemli bir konuda etkili ve somut adımlar atılmamasını açıklayamaz.
Dünyanın farklı bölgelerinde bazı ülkelerin, Gazze’de yaşanan zulme karşı daha net ve kararlı duruşlar sergilediğini gördük. Özellikle İspanya’nın İsrail’in hem Gazze’ye yönelik saldırılarına hem de bölgedeki askeri hamlelerine karşı açık ve sert tepkiler vermesi, uluslararası kamuoyunda önemli bir yankı uyandırmıştır.
Benzer şekilde, Avusturalya’nın uluslararası hukuk vurgusuyla yaptığı açıklamalar ve Güney Afrika Cumhuriyetinden  gelen hukuki girişimler, bu zulme karşı sessiz kalınmak zorunda olunmadığını göstermektedir.
Tüm bu örnekler ortadayken, Türkiye’nin sadece kınama ile yetinmesi, kamuoyunda haklı bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir.
Oysa Türkiye, tarihi geçmişi, bölgesel gücü ve diplomatik ağı ile bu konuda öncü olabilecek kapasiteye sahip bir ülkedir. Mescid-i Aksa gibi hem dini hem de tarihi bağlarımızın olduğu bir meselede, daha güçlü bir irade ortaya koymak zorundadır.
Bugün Ortadoğu adeta bir ateş çemberine dönüşmüş durumdadır. İsrail’in saldırgan politikaları ve bölgedeki gerilimi artıran adımlar, sadece Filistin’i değil, tüm bölgeyi ve dolaylı olarak Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir.
Böylesine kritik bir süreçte,
Müslimanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması bayram namazının kılınmasına bile müsade edilmemesi karşısında “kınamakla yetinmek”, ne tarihimize ne de inancımıza yakışmaktadır.
Artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir.
Bir Müslüman olarak, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak beklentim nettir:
Mescid-i Aksa için sadece açıklamalar değil, etkili ve sonuç alıcı yaptırımlar devreye alınmalıdır.
Çünkü Mescid-i Aksa yalnız değildir.
Ama yalnız bırakılırsa, bu sadece bir mekânın değil, bir inancın ve bir tarihin sessizliğe gömülmesi olacaktır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve toroslargazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.