ALİ SAYLAM
Köşe Yazarı
ALİ SAYLAM
 

GERÇEK CUMHURİYET VE DEMOKRASİ

GERÇEK CUMHURİYET VE DEMOKRASİ Ortadoğu yine ateş çemberi… Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran hattında yükselen gerilim, sadece bölgeyi değil tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Irak'ta, Libya'da, Suriye'de yaşananlar hafızamızda hâlâ tazeyken, bugün İran üzerinden yürüyen hesapların yarın hangi ülkenin kapısını çalacağı sorusu artık yüksek sesle dillendiriliyor. Bazı uluslararası analizlerde "sıranın Türkiye'ye gelebileceği" yönündeki değerlendirmeler de açıkça konuşuluyor. Bugün olmazsa yarın… Bu ihtimali görmezden gelmek, gerçekçi olmaz. Ancak şunu da net biçimde ifade etmek gerekir: Türkiye, sözü edilen diğer devletler gibi kolay yutulacak bir ülke değildir. Tarih boyunca büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış, imparatorluklar yönetmiş bir milletin devamıdır. Bu tarihsel bir gerçektir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşayabildiği bir yönetim pratiği ortaya konmuştur. Elbette tarih bütünüyle romantize edilemez; ancak adalet vurgusunun güçlü olduğu dönemler, bugün bize önemli bir miras bırakmıştır. Atalarımızla övünmek hakkımızdır, fakat asıl sorumluluğumuz o mirasa layık olmaktır. Bugün dünyada güç dengelerini belirleyen en önemli aktörlerden biri Amerika'dır. Fakat güç, her zaman meşruiyet anlamına gelmez. Irak'ta, Afganistan'da, Orta Doğu'nun farklı coğrafyalarında yaşananlar, küresel siyasetin vicdan testidir. Güç üzerinden kurulan düzenler, uzun vadede insanlığın tepkisini de beraberinde getirir. Peki Türkiye ne yapmalıdır? Cevap aslında tek kelime: İç barış. En güçlü savunma sanayisine sahip olabilirsiniz. NATO üyeliğiniz olabilir. Avrupa Birliği ile müzakere geçmişiniz olabilir. Ordunuz dünyanın sayılı ordularından biri olabilir. Ancak içeride huzur yoksa, toplumsal birlik zedelenmişse, en büyük zafiyet tam da buradan doğar. Bugün terör örgütü PKK'nın varlığı iç barış açısından ne kadar önemli bir tehditse, siyasi kutuplaşma da en az o kadar tehlikelidir. Çünkü kutuplaşma, toplumu sessizce böler; güveni aşındırır; ortak aklı zayıflatır. Dış tehditler karşısında en büyük gücümüz olan milli birlik ruhunu zedeler. Bu yüzden tekrar altını çiziyorum: Bunun panzehiri gerçek manada Cumhuriyet ve gerçek manada demokrasidir. Evet, bugün Türkiye'de Cumhuriyet de vardır, demokrasi de. Ancak mesele isimde değil, içeriktedir. Gerçek manada demokrasi; hukukun üstünlüğünün tartışılmadığı, adaletin herkese eşit uygulandığı, farklı görüşlerin düşmanlık nedeni olmadığı bir sistemdir. Gerçek manada Cumhuriyet; vatandaşın kendini eşit ve güvende hissettiği bir düzendir. Siyasetçilerin dili bu noktada hayati önemdedir. İktidar da muhalefet de konuşurken ateşi büyüten değil, söndüren bir üslup kullanmak zorundadır. Muhalefette olan adaleti ve toplumsal huzuru öne çıkarmalı; iktidarda olan ise kapsayıcı bir dili esas almalıdır. Çünkü mesele parti meselesi değil, memleket meselesidir. Akdeniz'de yaşanan gelişmeler, Kuzey Kıbrıs'ın stratejik önemini bir kez daha göstermektedir. Jeopolitik riskler artarken Türkiye'nin en büyük gücü askeri kapasitesi kadar toplumsal bütünlüğü olacaktır. Son sözüm şudur: Eğer bir gün gerçekten sıra Türkiye'ye gelmek istenirse, bu ülkeyi ayakta tutacak olan ne sadece silah gücü ne de diplomatik manevralar olacaktır. Bu ülkeyi ayakta tutacak olan; birbirine güvenen, adalet duygusu zedelenmemiş, kutuplaşmadan uzak bir toplumdur. Terör ne kadar büyük bir tehdidiyse, kutuplaşma da o kadar büyük bir tehdittir. Ve bunun panzehiri tekrar ediyorum: Gerçek manada Cumhuriyet, gerçek manada demokrasi ve gerçek manada iç barıştır.
Ekleme Tarihi: 05 Mart 2026 -Perşembe

GERÇEK CUMHURİYET VE DEMOKRASİ

GERÇEK CUMHURİYET VE DEMOKRASİ

Ortadoğu yine ateş çemberi…
Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran hattında yükselen gerilim, sadece bölgeyi değil tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Irak'ta, Libya'da, Suriye'de yaşananlar hafızamızda hâlâ tazeyken, bugün İran üzerinden yürüyen hesapların yarın hangi ülkenin kapısını çalacağı sorusu artık yüksek sesle dillendiriliyor.
Bazı uluslararası analizlerde "sıranın Türkiye'ye gelebileceği" yönündeki değerlendirmeler de açıkça konuşuluyor. Bugün olmazsa yarın… Bu ihtimali görmezden gelmek, gerçekçi olmaz. Ancak şunu da net biçimde ifade etmek gerekir: Türkiye, sözü edilen diğer devletler gibi kolay yutulacak bir ülke değildir. Tarih boyunca büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış, imparatorluklar yönetmiş bir milletin devamıdır.
Bu tarihsel bir gerçektir. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşayabildiği bir yönetim pratiği ortaya konmuştur. Elbette tarih bütünüyle romantize edilemez; ancak adalet vurgusunun güçlü olduğu dönemler, bugün bize önemli bir miras bırakmıştır. Atalarımızla övünmek hakkımızdır, fakat asıl sorumluluğumuz o mirasa layık olmaktır.
Bugün dünyada güç dengelerini belirleyen en önemli aktörlerden biri Amerika'dır. Fakat güç, her zaman meşruiyet anlamına gelmez. Irak'ta, Afganistan'da, Orta Doğu'nun farklı coğrafyalarında yaşananlar, küresel siyasetin vicdan testidir. Güç üzerinden kurulan düzenler, uzun vadede insanlığın tepkisini de beraberinde getirir.
Peki Türkiye ne yapmalıdır?
Cevap aslında tek kelime: İç barış.
En güçlü savunma sanayisine sahip olabilirsiniz. NATO üyeliğiniz olabilir. Avrupa Birliği ile müzakere geçmişiniz olabilir. Ordunuz dünyanın sayılı ordularından biri olabilir. Ancak içeride huzur yoksa, toplumsal birlik zedelenmişse, en büyük zafiyet tam da buradan doğar.
Bugün terör örgütü PKK'nın varlığı iç barış açısından ne kadar önemli bir tehditse, siyasi kutuplaşma da en az o kadar tehlikelidir. Çünkü kutuplaşma, toplumu sessizce böler; güveni aşındırır; ortak aklı zayıflatır. Dış tehditler karşısında en büyük gücümüz olan milli birlik ruhunu zedeler.
Bu yüzden tekrar altını çiziyorum:
Bunun panzehiri gerçek manada Cumhuriyet ve gerçek manada demokrasidir.
Evet, bugün Türkiye'de Cumhuriyet de vardır, demokrasi de. Ancak mesele isimde değil, içeriktedir. Gerçek manada demokrasi; hukukun üstünlüğünün tartışılmadığı, adaletin herkese eşit uygulandığı, farklı görüşlerin düşmanlık nedeni olmadığı bir sistemdir. Gerçek manada Cumhuriyet; vatandaşın kendini eşit ve güvende hissettiği bir düzendir.
Siyasetçilerin dili bu noktada hayati önemdedir. İktidar da muhalefet de konuşurken ateşi büyüten değil, söndüren bir üslup kullanmak zorundadır. Muhalefette olan adaleti ve toplumsal huzuru öne çıkarmalı; iktidarda olan ise kapsayıcı bir dili esas almalıdır. Çünkü mesele parti meselesi değil, memleket meselesidir.
Akdeniz'de yaşanan gelişmeler, Kuzey Kıbrıs'ın stratejik önemini bir kez daha göstermektedir. Jeopolitik riskler artarken Türkiye'nin en büyük gücü askeri kapasitesi kadar toplumsal bütünlüğü olacaktır.
Son sözüm şudur:
Eğer bir gün gerçekten sıra Türkiye'ye gelmek istenirse, bu ülkeyi ayakta tutacak olan ne sadece silah gücü ne de diplomatik manevralar olacaktır. Bu ülkeyi ayakta tutacak olan; birbirine güvenen, adalet duygusu zedelenmemiş, kutuplaşmadan uzak bir toplumdur.
Terör ne kadar büyük bir tehdidiyse, kutuplaşma da o kadar büyük bir tehdittir.
Ve bunun panzehiri tekrar ediyorum:
Gerçek manada Cumhuriyet, gerçek manada demokrasi ve gerçek manada iç barıştır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve toroslargazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.